Anne kokusu dünyanın en güzel kokusu - Meral Yılmaz

22.739 Görüntüleme Çocuklar 0 Yorum

Battaniyede sallanan bebek bir türlü uyumuyordu. Üzerine annenin eşarbı örtülünce aniden sustu. Eşarbı iki eliyle yakalayıp burnuna getirdi. Kokusunu birkaç kez içine çekti. Gözlerini kapattı, başını hafifçe yana döndürdü, sessizce uyumaya başladı. Onun için en güvenli ve huzurlu yer, kokusunu doya doya içine çektiği anne kucağıydı. Battaniye mesafesinde de olsa anne kokusunu duymadan uyumak güç oluyordu. Anadolu’nun pek çok yöresinde annenin bir eşyası bebeğin beşiğine asılır yahut uzun süre boynuna taktığı bir kolye bebeğin yanı başına iliştirilirdi. Anne kokusunu yanında duyan bebek anne tarlada olsa da yanındaymış gibi beşiğinde mışıl mışıl uyumaya devam ederdi. Anne kokusuyla özdeşleşen kolyeler bölgelere göre değişirdi. Ege taraflarında karanfil, toy otu ve çeşitli baharat kokularından kolyeler yapılır, çocuk büyüdükten sonra da muhafaza edilir, askere giderken boynuna takılırdı. Anne kokusuyla memleket hasreti, gurbetin yalnızlığı, güvensizliği azalırdı. Uzaklardaki evlat kolyeyle hayata daha sıkı tutunurken annesi eşyalarını askıdan alıp koklar, öper, ağlar ve tekrar yerine asardı.

Anne ve çocuk arasında bilinmeyen güçlü bağ, ana rahmine düştüğü anda başlar, bebeklikten itibaren güçlenerek devam eder, biri çok uzaklarda olsa, belki hiç dönmese de aynı sıcaklığıyla yaşanır. Hayatın her safhasında anne kokusu evlat için başkadır. Çocuğun kokusu da anneye özeldir ve her iki koku da cennete özgüdür.

“Sen anne kokusu nedir bilir misin?” diye soran şair anne hayatta olmasa da kokusunun yaşadığına vurgu yapar. “Sesini duyduğunda yaşadığın sevinci; odasına girdiğinde kokusunu duydun mu? Peki ya boş dolabını gördüğünde ağladın mı hiç? Rüyalarında sarılırsın, öpersin, koklarsın onu; uyandığında yine özlersin…”

Bebek dünyasının tamamı anne

Hayatın her evresinde anne çocuk bağlılığı dönüşüm yaşayarak devam eder. Bebeklikte neredeyse dünyanın tamamı anneden ibarettir. Anne karnında 3 evre geçiren bebeğin doğduktan sonra da 3 aya kadar anne karnında yaşıyormuş gibi hissettiğine dair görüşlerden bahsedilir. Bazı uzmanlar bu döneme 4. evre der. Bebek ve yeni doğan kavramı bu nedenle birbirinden ayrılır.

Bebeklik dönemi 1 yaşa kadarki evreleri kapsar. Yeni doğan ise özellikle ilk 3 aya işaret eder. Yeni doğan ilk 3 ay zarfında kendisini annesinin bir uzantısı gibi görür. Nedensiz ağlaması, annenin kucağına alındığında susması uzmanlara göre anneyi daha yakından hissetme ihtiyacından kaynaklanır. Anneden süt emme gereksinimi kadar onun teninin sıcaklığını hissetmeye, kokusunu, sesini duymaya da gereksinim duyar.

Annenin varlığı, sevgisi, sıcaklığı, pek çok yönüyle her şeyden önce psikolojik açılardan bebeğin gıda kaynağıdır. İhtiyaçlarına annesi gecikmeden cevap verdiğinde fiziksel ve zihinsel gelişimi daha hızlı yaşanır. Çocuk gelişimi terminolojisinde ilk 3 yılı içeren evrelere “temel güven” ve “temel güvensizlik” dönemi denir. Bu açıdan ilk 2 yıl bebeğin bakımıyla bire bir annenin ilgilenmesi istenir. Bu dönemlerde beslenme, bakım ve sevilme, ilgi gösterilme, kucağa alınma, sıcaklık ve dokunulma gibi ihtiyaçlarının karşılanması bebeğin özgüven gelişimine olumlu katkılar sağlar. Tüm bunlar yetersiz olduğunda yahut annenin kaybı yaşandığında temel güvensizlik sorunları uç gösterir.

Anneye ait kokuyu yüzlercesi arasından tanır

Bakımını kim yapıyorsa bebek ona bağlanır. Bu kişinin anne olması bebeğin de istediği kişidir. Onu çok önceden, anne karnından tanımaktadır. 3 aylık bebeğin anne karnından koku ve tat aldığına dair deney sonuçları vardır. Bebeğin içinde bulunduğu amnios sıvısına değişik tatlar ilave edilerek bebeğin bu sıvıyı yutma hareketlerindeki değişimler gözlemleniyor. Sıvının içine acı ve asit içerikli maddeler verildiğinde yutma hareketleri azalırken, tatlandırıcı maddeler zerk edildiğinde yutmasında artış görülüyor. Bebeğin tat alma duyusunun da kokuyla paralel zamanlarda geliştiği varsayılıyor. Zira bebek doğduğunda koku hafızasının son derece geliştiğinden anneye ait kokuyu yüzlercesi arasından hemen tanıyabiliyor. Suni bir meme ucuna bebeğin kendi amnios sıvısından sürüldüğünde o memeyi daha güçlü emdiği gözleniyor.

Bebeğin işitme duyusunun da anne karnında 10. haftadan itibaren gelişmekte olduğu 32. haftada tamamlandığı belirtiliyor. Yeni doğduğunda annesinin sesini tanıması, anne karnında aşina olduğu şarkı, sevgi sözcükleri gibi pek çok şeyi doğduktan sonra duyduğunda dikkat kesilmesi, eğer ağlıyorsa sakinleşmesi gibi pek çok belirtiler işitme yeteneğinin doğmadan önce geliştiğine işaret ediyor. Ses, koku, tat gibi çeşitli duyu yollarıyla anneye ait pek çok şeyi tanıyan bebek doğumdan itibaren onu yanında görmek istiyor.

Emzirmeyle güçlenen bağlılık

Çocuğa sormuşlar, “Anne sıcaklığı ile kalorifer sıcaklığını anlatabilir misin?” Kaloriferin sıcaklığını yanına gidince anlarsın, annenin sıcaklığını anne evde olmasa da anlayabilirsin” demiş. Çocuk yeni doğduğu anda dahi onlarca kişi arasından annesini sıcaklığı ve kokusuyla tanıyabildiğine göre anne ve bebek arasındaki bu bilinmeyen gizli bağ emzirme ve bakımla daha da kuvvetleniyor.

Annenin bebeğe alışması da benzer şekilde doğumdan önce başlayıp doğum ile zirveye ulaşıyor. Anne sütü ve emzirme işlemi anne ve bebek arasındaki psikolojik bağı güçlendiriyor. Hiçbir besin maddesi anne sütü kadar besleyici olmazken, huzur ve mutluluk hissini de veremiyor. Annenin kucağında sevgiyle sarmalanmış bebek anne şefkatiyle de besleniyor aynı zamanda. Kalbinin ritmi, teninin kokusu ve sıcaklığı bebeğin yatışmasını, kendisini huzurlu hissetmesini sağlıyor. Anadolu’da kadınlarının baharat kokulu kolyeleri bebeğin başucuna koyması annenin gün boyu tarlada ter ve bitki kokusuyla harmanlanmış kokusuna işaret etmesi ve bebeğin bu kokuyla mışıl mışıl uyuması, o kokunun bebek için dünyanın en güzel kokusu olması annenin varlığından duyulan huzur ve güvene işaret ediyor.

Beslenme amaçlı bir bağlılık mı, tamamen duygusal mı?

Yavru maymunlar üzerinde yapılan bir araştırma yavru ve anne bağlılığını hoş bir şekilde izah ediyor. Biri telden diğeri yumuşak bezden iki oyuncak anne maymun yapılıyor. Ortak özellikleri ikisinin de göğüs kısmından süt akıtan aparatlar olması. Farklılıkları ise birinin göğsü soğuk telden, diğerinin sıcak ve yumuşak bezden yapılması. Yavru maymun ilk günden itibaren göğsüne rahatça asılıp sallanabileceği bez anne maymunu tercih ediyor. Bu deneyin amacı yavrunun anneye sadece beslenme amaçlı bağlanıp bağlanmadığını ortaya koymak. Her iki anneden de beslenmesi mümkün olmasına rağmen yavru maymun göğsü tel olan soğuk anneden ziyade göğsü yumuşak bezle örülmüş anneyi tercih ediyor.

Civcivlerin davranışları da anneye sadece beslenme amaçlı bağlanılmadığına dair farklı bir örnek. Yumurtadan yeni çıkan civcivleri başka tavuğun civcivlerinin arasına koyuyorlar. Civcivler burada durmayıp kendi annelerini arayıp buluyorlar. Yavru maymun gibi onlar da annelerinin göğsüne tutunmak, dokunmak için tavuk yere tünediğinde birbirlerinin üstüne tırmanarak annenin sırtına çıkıyor, karnının altına giriyorlar. Bir süre sonra kendi kendilerine beslenebildikleri halde çeşitli sesler çıkararak annelerinin peşlerinden giden yavru kazlar da olayın beslenme amaçlı olmadığının başka bir örneği.

Annelik duygusu anneye bağlar

Sonradan kazanılamayan, tamamen Allah’ın (c.c) bahşettiği annelik duygusu bebeğin anneye bağlılığını pekiştiren önemli bir etken. Annesinin yüzünü 3. aydan itibaren tamamen tanıyan bebek için annenin varlığı güven duygusunu yerleştiriyor. Annenin hem besleyen hem şefkat ve ilgi gösteren yapısı aralarındaki bu gizemli bağlılığı güçlendiriyor. Kısa süre bile olsa ayrı kalmak karşılıklı özlem çekmeye dönüşüyor. Anneden ayrılmanın korkuya dönüşmesi ise 8. aydan itibaren güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor. İlkokul dönemine kadar çocuk annesine bir şey olacağı endişesini zihninde daima güçlü tutuyor. 8 aylık bir bebek anne odadan çıkmak için sırtını dönüp ilk adımını attığında yaygarayı koparabiliyor. Annenin gideceği ve bir daha geri dönmeyeceğini düşünerek kaygılanıyor. Ev içerisinde hala, teyze, büyük anne gibi diğer aile bireylerinin olması onu kısmen rahatlatıyor. Anne odadan çıksa da diğerlerinin orada olması kendisini güvende hissetmesini sağlıyor. Ancak anneden belirli aralıklarla ayrı kalıyorsa diğer aile bireylerine rağmen annenin kucağında durmayı, isteklerine onun tarafından karşılık bulmayı istiyor.

Anne sevgisiyle gelişen güven

Anne ve bebek arasında süreklilik arz ederek gelişen bir iletişim, etkileşim vardır. Kimi kez anne bebekle konuşarak sosyal gelişimi için ilk adımı atar, kimi zaman bebek anneyle iletişimi başlatır. Annenin gözüne bakar, çeşitli sesler çıkarır, gülümser… Ağlayarak, değişik sesler çıkararak anneden gecikmeden cevap almayı umar. Annenin harekete geçtiğini görünce rahatlar, kendini güvende hisseder. İlk aylardan itibaren anneye her seslenişinde cevap alan bebeğin isteklerini belirtme tutumu ve kişiliği ilk yıl içinde şekillenmeye başlar. İlk aylarda daha çok aynı tonlarda ağlayarak derdini ifade eden bebek 4. aydan itibaren ne istediği daha net ifade eder. Acıktım ağlaması, sıkıldım ağlaması, uykum geldi ağlaması farklı farklıdır.

Bebeğin ne istediğini iyi anlayabilen ve doğru cevap veren anneye karşı bebekte “güvenli bağlılık” gelişir. Buradaki ince nokta şudur: Güvenli bağlanmayı başaran anne, kendisini bebekle oynamaya hazır hissettiğinde değil de bebek oyun istediğinde ona cevap verendir. Tam tersi davrananlar da olabilir. Kimi anneler bebeğin bazı ağlamalarına cevap verirken kimisini görmezden gelir. Kendisi hazır olduğunda onunla oynar. Bebek oyun istediğinde başka bir işi varsa bebeğin isteklerini göz ardı edebilir. Annenin isteklerinin baskın olduğu iletişim şekli bebekte “güvensiz bağlanma”ya yol açar. Bu tür bağlılıkların etkileri ileriki dönemlerde daha açık ortaya çıkar.

Güvensiz bağlılık geliştiren çocuklar sosyal ortamlara girdiklerinde hırçınlık, saldırganlık, nedensiz ağlama, hoşnutsuzluk gibi iletişim ve davranış bozukluğu yaşarlar. Anneden uzun süre ayrıldıklarında anneyi görmezden gelebilir ve iletişim kurmak istemeyebilirler. Güvenli bağlanan çocuklar okul ortamında lider ve daha başarılı davranışlar gösterirler. Sağlıklı bir çocuk yetiştirmede ilk yıl ve akabindeki iki yıl büyük önem arz eder. İlk yılda çocuğun kişilik gelişimi açısından annesiyle kurduğu sevgi bağı önemlidir. Anne ile etkileşim biçimleri çocuğun dünyasında çok farklı izler bırakır. Anne çocuğun dünyasında hayata açılan ilk pencere olur ve çocuk bu pencereden daima iyi şeyler görebilmelidir.

Hep anne ille de anne

Anneye bağlılık genetik mi? Çukurova Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan, anne sevgisinin yeryüzündeki hiçbir sevgiyle boy ölçüşemeyecek kadar güçlü olmasının altında genetik faktörlerin yattığını düşündüklerini söylüyor. Buna gerekçe olarak şunları kaydediyor: Kök hücreler noktasında bebek anne ve de babadan 23 kromozom alıyor. Ancak hücre çekirdeğinin dışındaki DNA yalnızca anneden alınan genetik bilgileri kapsıyor.

Gerçek şu ki anne ve çocuğun bağlılıkları bilimsel sınırları da aşan Allah vergisi bir gizeme işaret ediyor. Bu yüzden değil midir ayağımız taşa takılsa “anne” deriz? Sevinsek “anne”, ağlasak “anne”. Hep anne, ille de anne… En iyisi şaire kulak vermek: “Bu kutsal sevgi hiç bitmeyecek /Gözüm hep onu görmek isteyecek/Şunu iyi biliyorum/Ben annemle, annem de benimle ölecek…”

Annenin sarılması bebeğin acısını azaltıyor

İngiltere’de erken doğmuş bebekler üzerinde yapılan bir araştırma ağlayan bebeklerin anne kucağında hemencecik susuverdiklerini daha iyi izah ediyor. Bilim adamları yeni doğan bebeklerin topuklarından kan alırken bir araştırma yapıyorlar. Topuğundan kan alınan 61 yeni doğmuş bebeğin yüz ifadesini, kalp atışını ve kandaki oksijen seviyesini inceliyorlar. İşlem sırasında annelerinin kucağında olan bebeklerde acı işaretlerinin yarı yarıya düştüğünü gözlemliyorlar. Ayrıca bu bebeklerin kan alma esnasında ağlamaları ve tepkileri üç dakikada azalırken annelerinin kucağında olmayan bebekler ağlamaya devam ediyor…

Meral Yılmaz (Semerkand Aile)

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş