3.129 Görüntüleme Osmanlı Devleti 0 Yorum

Son yıllarda yeni bir moda var; Osmanlı kadınefendilerini konu alan tarih romanları yazmak gibi... Önceleri hoş bir zenginlik gibi gözüken bu furya, sonraları biraz da can sıkmaya başladı doğrusu. Tarihsel roman, ama doğru olan sadece kahramanların isimleri ve mekânlardan ibaret. Safiye Sultan ile başlayan; Bir Hürrem Masalı, Nurbanu, Hatice Sultan ve Kiraze ile devam eden - ki aslında bir karalama kampanyasından öteye geçemeyen - bu eserlerin ortak yanı; Osmanlı kadınefendileri ve hanedan mensuplarının çıkarcı, maddeci, makam ve mevki düşkünü, gayri ahlaki tavırları olduğu...

Tarih romanından ziyade aslında birer masal olan bu eserler, piyasada çok da sattı, atılan çamurların da izi hâlâ duruyor. Bütün atılan bu acımasız iftiralar bir yana, biz maddeci, makam ve mevki düşkünü, gayri ahlaki tavırları olduğu iddia edilen bu kadınefendilerin geride bıraktıklarına bakalım.

Osmanlı

Olumsuz bir imaj sağanağına tutulmuş bulunan Hürrem Sultan’ın cömertlik ve hayırseverlik cephesi neredeyse silinmiştir tarihlerden. Öyle ki, İstanbul, Aksaray’daki Haseki semtinin, ismini bir zamanlar Haseki olan Hürrem’in hayır eserlerinden aldığını semt sakinleri bile bilmez. Aynı semtte cami, medrese, sibyan mektebi ve imaret yaptıran da ondan başkası değildir. Keza Ayasofya ile Sultanahmet camisi arasındaki Sinan yapısı vakur Haseki Hamamı da bu hayırsever kadının hayratı cümlesindendir.

Yüzlerce garibi doyurur

*Lakin Hürrem Sultan, eserlerini sadece başkente yığmaz, taşra şehirleri de onun hayırseverliğinden nasiplerini alır. Daha da ötesi Kudüs’de yaptırdığı vakıf imaret sayesinde yüzlerce garibi doyurur.

*Bazılarının yerden yere vurduğu, Peygamber Aşığı 1.Ahmet’in eşi Kösem Sultan’ın Üsküdar sırtlarındaki Çinili Camisi, medrese, hamam ve İstanbul’daki en büyük kervansaray tipli iş merkezi olan Büyük Valide Han’ı da bu valide sultanın alicenaplığı hakkında bizlere gerekli malumatı verir.

*II. Selim’in zevcesi ve III. Murad’ın annesi Valide Nurbanu Sultan tarafından Mimar Sinan Ağa’ya yaptırılan “Valide-i Atik” külliyesinde medrese, şifahane, imaret, çifte hamam ve sibyan mektebi vardır.

*III. Murad’ın zevcesi Safiye Sultan tarafından yaptırılan Yeni Cami’nin temelleri 1597 yılında atılır, ancak caminin tamamlanması Turhan Valide Sultan’a nasip olur. Safiye Sultan ayrıca Mısır’daki emlakını Mekke, Medine ve Kudüs’te Kur’an-ı Kerîm okuyacak 120 hafız ile, Mekke’deki sebil, mescid ve kuyulara bakacak hizmetlilere vakfeder.

Servetini vakfetti

Osmanlı tarihinin en hayırsever sultanlarından biri olan Bezm-i Alem Valide Sultan’ın yaptırdığı eserler arasında; Gureba Hastahanesi ve Bezmi Alem Valide Sultan Mektebi en önemlileridir. II. Mahmud’un zevcesi ve Abdulmecid’in annesi Bezmi Alem Valide Sultan, hem hastanenin hem de mektebin vakfiyesinin hazırlanması ile bizzat ilgilenir. 100 yataklı olan hastanenin vakfiyesinde; “Şayet bir hastanın iyileşmesi için limon gerekse ve limonun değeri bir altın lira olsa dahi alına” ifadesi vardır. IV. Mehmed’in eşi ve II. Mustafa’nın annesi Gülnuş Emetullah Sultan, Hac yolunda çeşmeler, sebiller yaptırır. Bugün Eyüp’teki, 3.Mustafa’nın hanımı Mihrişah Sultan tarafından kurulan imaret, inşasının üzerinden 300 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen her gün onlarca insana yemek dağıtılır. Bir hayırsever olarak dikkat çeken Hatice Sultan onca hayır hasenatının yanında, ramazanlarda Yeni Cami’nin üç kapısında birden bedava şerbet dağıttırır.

İşte, ellerinde geldiğince karalamaya çalıştıkları kadınefendilerden küçük bir kesit sunmaya çalıştık. Kendince hayaller kurup, pek de iyi niyet sezinleyemediğimiz kimselere duyurulur ki kadınefendiler, kendisini sadece evinin değil halkının da anası olarak görür, gerekirse kendi mülkünden bile hayır hasenat yapmayı ihmal etmez...

> Sadrazamın merhametli hanımı

Hanedana mensup olmayan servetleri ölçüsünde İstanbul’un çeşitli yerlerine vakıf eserler nakşeden pek çok Osmanlı hanımı vardır ki bunların başında Sadrazam Yusuf Kamil Paşa’nın zevcesi Zeynep Hanım gelir. Bugün Edebiyat Fakültesi olarak kullanılan Vezneciler’deki konağı bir zamanlar fakirlerin, kimsesizlerin, bîçarelerin sığınma yeridir. Bu konağın kapısı özellikle ramazanlarda ardına kadar açılır, içeri giren herkes serbestçe iftarını yapar. Zeynep hanım o kadar şefkatli ve merhametlidir ki, sadece konağa gelen insanları doyurmakla yetinmez; durumunu söylemeye çekinen fakir fukaraya da ayrıca şefkat kollarını açar; kimsesiz kız çocuklarını bizzat evlendirir; ramazanlarda bildiği, tanıdığı fakirlerin evlerine ramazaniyelik adı altında gerekli yardımı gönderir. Onca hayır hasenatının yanında halkı memnun etmesini o kadar iyi becerir ki, Kartal’da yaptırdığı bir çeşmenin açılış merasimlerinde musluklarından limonata ve vişne şerbetleri akıttırmayı bile ihmal etmez.

Mertliğin bu kadarı!

3 Ocak 1868 Cuma akşamı Abdülaziz Han, iftar topuna birkaç dakika kala Zeynep hanım konağında iftar etmeye karar verir, çevresine bile gideceği yeri bildirmez. Kısa bir yolculuktan sonra Hünkârın arabası büyük bir ihtişamla konak önünde durur, başta ev sahibi paşa olmak üzere iki sıra dizilmiş konak halkı Hünkârı saatlerce bekliyormuş izlenimiyle karşılar.

Yemekler yenilip kahveler içildikten sonra teravih kılınır, zâti şahane avdet için maiyetine emir verdiği sırada Zeynep Kamil Hanımefendi bir altın tepsi içinde bütün mücevheratını, incisini, altınını da emlâklerin tapularını koyup başına bir incili kreple örterek huzura çıkar ve sonra tepsiyi Hünkâra takdim ederek, kabul buyrulmasını rica eder.

Sultan Abdülaziz ise vezirinin debdebesinden, servet ve ihtişamından fevkalâde memnun olmuş, güler bir yüzle Zeynep Kamil hanımefendiye, “Kabul ettim hanımefendi, ben de bu değerli hediyeleri size hibe ve iade ediyorum” diyerek tepsiyi geri verir ve fazla olarak da kendi göğsündeki Murassa Şefkat Nişanını Zeynep Kamil’e verir.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'ta Paylaş