Sen Yoktun Şiiri - Dursun Ali Erzincanlı
44.021 Görüntüleme Dursun Ali Erzincanlı 5 YorumSen yoktun (Sultânım)
Hz Âdem’deydi nurun
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Âdem nuruna affedildi
Arafat bu affa şâhitti
Sen yoktun
Nuh’un gemisindeydi Nurun...
Dalgalar yeryüzünü boğarken
Toprağın bağrındaki su
Gökyüzüyle buluşurken
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
Tûfan, nurunu selamladı edeple...
Sen yoktun (Sultânım)
Hz. İsmail’in alnındaydı Nurun
İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
“Rabbimiz” dedi,
“Onlara kendi içlerinden
Senin âyetlerini okuyacak
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Âmîn dedi on sekiz bin âlem
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
Âmîn dedi Hz. İsmail.
Hira Nur dağı âmîn diyerek ayağa kalktı
Medine’den adı Uhud olan bir âmîn yankılandı Sevr dağında.
Sen yoktun. (Sultânım)
Hz. İsa “Ahmed” diye muştuladı seni
Âlemlerin Efendisi diye sana seslendi.
Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.
Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
Bekleyin Ahmed geliyor.
Kâinata rahmet geliyor.
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun
Ama sen yoktun...
Sen yoktun (Sultânım),
Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun
Başı eğik gezerdi mazlum
Kuteyle göklerden seni sorardı
Varaka seni arardı semada
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme...
Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
Sen yokken, (Sultanım)
Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
En son çocuk atılırken çukura
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi.
Melekler süslüyordu Hirâ’yı.
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur,
Efendisine hazırlanıyordu Mekke.
Âlem Efendisine hazırlanıyordu
Kâinatın gözü Hz. Amine’deydi.
Toprak yalvarıyordu Rabbine,
Allah’ım gönder artık diyordu.
Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada
Ve bir gelişin vardı ya Rasûlallah,
Bir inişin vardı yeryüzüne...
Önünde Cebrail!
Ardında yalın kılıç melekler!
Bir inişin vardı yeryüzüne...
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
Herşey suspus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay
Kâinat bir isim duymak istiyordu.
Ve bir ses yükseldi Hz. Âmine’nin evinden;
Muhammed!
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
Muhammed! Melekler öptü o nurdan ellerini.
Muhammed!
Seni yaratan Allah’a kurbânız ey Dürri Yekta!
Sana o adı veren Rahman’a kurbanız
Artık sen vardın
Susuz topraklara rahmet indi seninle
Annenden sonra anne Halime sevindi seninle
Yağmura mı ihtiyaç var?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
Yeter ki sen iste,
Sen iste ya Rasûlallah
Deki ben kimim?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasûlullah desin.
Sen vardın
Bedir kârdı,
Uhut dardı
Hendek yârdı.
Yiğitlerin vardı.
Ölmek için yarışan yiğitlerin…
Hele bir Enes’in vardı Ya Rasûlallah!
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
Onlar da
“Allah’ın Rasulü öldürülmüş, deyince
“ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
Kalkın ve O’nun gibi ölün! demişti.
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
Hem de ne şehit ey Nebi!
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
Mus’ab bin Umeyr’in vardı senin.
Uhut’ta sancağını taşıyan.
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
Allah o gün melekleri Mus’ab’ın sûretinde indirdi.
Ebû Hureyren vardı...
Acıkınca mescidin önünde durur, sana bakardı.
Sen anlardın,
Ya Ebâhir gel! derdin.
Ve sen gittin...
Bir gidişle gittin
Ardında hüznün kaldı.
Hasretin kaldı göklerde.
Bilal ezan okuyamaz oldu
Ne zaman teşebbüs etse
Muhammed Rasûlullah demeye
Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.
Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu.
Ve asırlar oldu
Sensizliğe açtık gözlerimizi.
Ama sen bırakmazsın bizi.
Sen varsın ey Şehitlerin Sultanı
Sen varsın!
Bir şehit bile ölmezken
Sana nasıl yok deriz.
Ebu Talip Şam’a giderken devesinin önüne geçip
Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
Ne anam var ne babam...
Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden.
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp
gidiyorsun Ya Rasûlallah!
Bırakma bizi ki; Allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz
buyuruyor.
Bırakma bizi!
Hayatı seninle öğretti Rahman.
Kulluğu seninle tanıdık.
Duayı senden öğrendik Sevgili!
Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
“Kardeşcik” dedin ona,
Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
Bizler Ömer değiliz ama
Bütün dualarımız senin için
Ey Rabbimiz!
Rasûlünü anışımızdan haberdar et!
O’na binler salat, binler selam!
Habibine Makam-ı Mahmut’u ver
O’na vesileyi lutfet.
O’nu Refik-i Âlâya yükselt
Bizi de affet
O’nun hatrına affet
Zatının hatrına affet.
(Ne olur affet bizi
Bizi affet…)
Enes bin malik değil o sahabemiz Enes bin nadr ve orjinalinde öyle bir yazı yok düzeltelim lütfen
Uyarınız için teşekkür ederiz, metin düzeltildi.
Allah razı olsun sizlerden hocam Resulullahi nede güzel satırlara dökmüşünüz Rabbim şefaatine nail olan kullarından eylesin Yıllarda geçse hep aynı güzel duygular .
Allah Razı Olsun Hocam
çok güzel
süpersin dursunnnnnnnnnnnnnnnnnn..........