5. Söz Temsilî Hikâyeciği

2.544 Görüntüleme Nurlardan Hikayeler 0 Yorum

Seferberlikte, bir taburda, biri muallem, vazifeperver, diğeri acemî, nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer talime ve cihada dikkat eder, erzak ve tayınatını hiç düşünmezdi. Çünkü, anlamış ki, onu beslemek ve cihazatını vermek, hasta olsa tedavi etmek, hatta indelhâce lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl vazifesi talim ve cihaddır. Fakat bazı erzak ve cihazat işlerinde işler. Kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir. Ona sorulsa, "Ne yapıyorsun?" "Devletin angaryasını çekiyorum" der. Demiyor, "Nafakam için çalışıyorum."

Diğer şikemperver ve acemî nefer ise, talime ve harbe dikkat etmezdi. "O devlet işidir, bana ne?" derdi. Daim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu terk eder, çarşıya gider, alışveriş ederdi. Birgün, muallem arkadaşı ona dedi:

"Birader, asıl vazifen talim ve muharebedir. Sen onun için buraya getirilmişsin. Padişaha itimad et; o seni aç bırakmaz. O onun vazifesidir. Hem sen âciz ve fakirsin; her yerde kendini beslettiremezsin. Hem mücahede ve seferberlik zamanıdır. Hem sana âsidir der, ceza verirler. Evet, iki vazife peşimizde görünüyor. Biri padişahın vazifesidir; bazan biz onun angaryasını çekeriz ki, bizi beslemektir. Diğeri bizim vazifemizdir; padişah bize teshilât ile yardım eder ki, talim ve harptir."

Acaba o serseri nefer, o mücahid mualleme kulak vermezse, ne kadar tehlikede kalır, anlarsın.

İşte, ey tembel nefsim! O dalgalı meydan-ı harp, bu dağdağalı dünya hayatıdır. O taburlara taksim edilen ordu ise, cemiyet-i beşeriyedir. Ve o tabur ise, şu asrın cemaat-i İslâmiyesidir. O iki nefer ise: Biri, ferâiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebâiri terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttakî Müslümandır. Diğeri, Rezzâk-ı Hakikîyi itham etmek derecesinde derd-i maişete dalıp ferâizi terk ve maişet yolunda rastgelen günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. Ve o talim ve talimat ise, başta namaz, ibadettir. Ve o harp ise, nefis ve heva, cin ve ins şeytanlarına karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezileden kalb ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmaktır. Ve o iki vazife ise, birisi hayatı verip beslemektir; diğeri hayatı verene ve besleyene perestiş edip yalvarmaktır, Ona tevekkül edip emniyet etmektir.

Lügatçe:

âciz : güçsüz
angarya : karşılıksız gördürülen iş
âsi : isyankâr
birader : kardeş
cihad : savaş, harp
cihazat : cihazlar, âletler
daim : devamlı
erzak : rızıklar; yenilecek, içilecek şeyler
fıtrî : doğal
hakikî : asıl, gerçek
harp : savaş
indelhâce : ihtiyaç anında
itimad etmek : güvenmek
karavana : yemek kabı
muallem : öğrenim görmüş, eğitimli kişi
muharebe : savaş, harp
mücahede : cihad, savaş
münasip : uygun
nafaka : geçim için gerekli şey
nefer : asker, er
nefisperver : nefsini seven
netice-i hilkat-i beşeriye : insanın yaratılış neticesi, gayesi
seferberlik : savaş hâli
şikemperver : midesine düşkün
tabur : bir askerî birlik
tâlim : eğitim
tayınat : erzak, yiyecekler
temsilî : kıyaslamalı benzetme şeklinde, analojik
teshilât : kolaylaştırmalar
vazife-i insaniye : insanlık görevi
vazifeperver : vazifesini seven, işine düşkün

Bediüzzaman Said Nursi

Beşinci Söz - Risale-i Nur Külliyatı

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş