Mevlana Kimdir?

10.246 Görüntüleme Nur'lu Hayatlar 2 Yorum

Mevlana

MESNEVİ, yazıldığı tarihten bu yana, neredeyse 8 asırdır dünyanın her ülkesinde okunan bir eser olmuştur. Birçok dile çevrilmiş, açıklamaları, seçmeleri yapılmıştır. Birçok tanınmış ünlü fikir adamları, şair ve yazarlar Mevlânâ´dan ve Mesnevisinden ilham almışlardır. Mesnevi hikâyelerini çoğu zaman kaynak göstermeksizin aktarmışlardır eserlerine. Mesela bunların başında Fransız şair La Fontaine gelmektedir. O´nun bilinen hikâyelerinin neredeyse tamamını Mesnevî´de bulmak mümkündür. Mesnevi, Pakistanlı şair İkbal´in de söylediği gibi, herkesin kana kana susuzluğunu giderdiği ilâhî ve gür bir kaynaktır.

Mevlânâ´ya gelince, bu günkü Afganistan sınırı içinde bulunan Belh şehrinde, 1207 yılında doğmuştur. Babası kunda başka bir ışık daha parlar:  Çelebi Hüsameddin. Mevlânâ´nm sevgi ve fikir ocağına katılan Hüsameddin Çelebi, Mesnevi gibi 6 ciltlik bir eserin ortaya çıkmasına sebep olur.

Hüsameddin Çelebi´nin Mevlânâ´nm içinde gizlenmiş irfan güneşinin perdesini sıyırarak, bilgi ışıklarının bütün bir dünyayı nurlandırmasını istemesi ve kendisini bununla görevli bilmesi karşısında Mevlânâ, Mesnevî´nin ilk 18 beyitini yazıp, Hüsameddin Çelebi´ye vererek: "Bundan sonra sen yazarsan, ben de inşaallah söylerim" der.

Mesnevi o günden sonra yazılmaya başlanır. Gece, gündüz, yolda, bahçede, dağda durup yorulmadan söyleyen Mevlânâ ve yorulmaksızın yazan Çelebi Hüsameddin. Mesnevî´nin ilk nüshalarını uygun zamanlarda, Mevlâ -nâ´ya okur ve gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra tekrar yazar. Aralıklarla devam eden bu çalışma 6 ciltle sonuçlanır.

17 aralık 1273 Pazar günü Mevlânâ bu fanı alemden sonsuzluk ülkesine kanat açtı. O Konya´yı ve Anadolu´yu öylesine doldurmuştu ki ölümüyle koca şehir sanki birden boşalıvermişti. Ölüm bütün inananlar gibi onun için de bir yeniden bir doğuş ve sevgiliye kavuşmaktı. Ölüm günü, Şeb-i aruz´dur yani düğün günüdür.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız, bizim mezarımız arif kişilerin gönülleridir" diye Mevlânâ, sanıldığı gibi bir filozof değildir. Ona göre felsefe yalnız akla dayandığı için noksan ve çürüktür. Kuru akla dayanan felsefeye hiç önem vermez. Ama felsefenin ulaşamadığı doruklardaki incelikleri yakalayan ve ustalıkla dile getiren bir fikir adamıdır.

Mevlânâ´ya yalnız şair demek de doğru değildir. O´nun dilinde şiir bir şeyi kolayca ifade edebilme aracıdır. İfade edeceği fikri kayıt altına alıp sınırlandırdığı için vezin ve kâfiyeyi de sevmez. Buna rağmen şiirden de vazgeçmez ki, şiirle izah edilen fikir hafızaya daha kolay yerleşir, okuması kolay ve sürükleyicidir. Sırf bunun için Mevlânâ fikirlerini daha çok şiir halinde ifade etmiştir.

O, şiiriyle, sanatıyla, düşünce ve fikirleriyle coşkun bir Allah(c.c) adamıdır. Hiç kimseye benzemez, duyguları hayata ve insanlığa yayılır. O´nun Allah(c.c) yolunda en büyük kılavuzu sevgidir. Yani aşktır.

"Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur, sevgi yoludur. Aşksız olma ki, ölü olmayasm. Aşkta öl ki diri kalasın." der. Mevlana fikirleriyle, uyarıcı ve aydınlatıcı görüşleriyle isterki, her insan ve her topluluk dünyanın geçici aldatıcı zevklerinden, hırsından ve şehvetinden, kötülüklerinden ve şöhretinden, yalandan ve riyadan arınsın da, gerçek güzelliği bulsun. Sonsuz mutluluğa erişsin. Bu mutluluk da ancak, Allah(c.c) sevgisi ile olur. Bu sevgi olgun insanın ruhunda mayalaşır; ve insan, gerçekten yetişmiş bir yol göstericinin kılavuzluğunda pişer, olgunlaşır ve gerçeğe ulaşır. Şer denen kötülükler, kötü huylar eğitilmemiş insan nefsinin azgınlıklarıdır. İnsan nefsini iyi huylar ve güzel duygularla arıtmak suretiyle bu şerri, bu tehlikeyi yok etmek gerekir.

Sevmek, herkesi her yaratığı Allah´ın bir eseri olarak bilip doyumsuz bir sevgiyle sevmek, ruhu olgunlaştırır.

Sevginin, dostluğun, barışın anahtarı insanların birbirini sevmesidir. "Seviyoruz ve hayatımızın güzelliği de o yüzdendir" der.

Mevlânâ çok yönlü bir fikir ve gönül insanıdır. Her yönüyle pırıl pırıl ve aydınlıktır. Onun içindir ki, her güzel düşünce, her ileri fikir ve insanlığın hayrına olan her olumlu düşünce Mevlânâ da kaynağını bulmuştur.

Mevlânâ düşüncelerini anlatırken, insanların bilgi ve görgü düzeyini de nazara almak suretiyle halka inmeyi de başarabilmiştir. Bu yüzdendir ki eserleri ve fikirleri asırlardır geniş bir halk kitlesi tarafında zevkle ve ibretle oku-nagelmektedir.

Eserleri:

1.  Mesnevi

2.  Divan-ı Kebir: Beyit sayısı 40 bini aşmaktadır ve tamamı Farsça´dır. Doğu ülkelerinde çok okunan bu eser Batı dillerine de tercüme edilmiştir.

3. Fihi Ma Fih: Mevlânâ´nm sohbet ve nasihatlerinin kayda alınmasıyla meydana gelmiş Farsça bir eserdir. Selçuklu Veziri Süleyman Pervane´ye hitaben yazılmıştır bazı bölümleri. İşlediği konular Mesnevî´de olduğu gibi hikâyelerle ve halk deyimleriyle açıklanmıştır.

4. Mecalis-i Seba´a: Mevlânâ´nm camilerde söylediği yedi hutbe ya da vaazının not edilmesinden meydana gelmiştir.

5. Mektubal: Mevlânâ´nın başta Selçuklu Sultanları olmak üzere devletin ileri gelenlerine herhangi bir münasebetle yazdığı 147 mektubun derlenmesinden meydana gelmiştir. Bu eser tarihî belge olarak değer taşıdığı gibi üslup ve fikir olarak da değerlidir.

Eserlerini toplu bir halde değerlendirecek olursak Mevlânâ´yı, büyük eseri Mesnevi´sinde bir ney sesiyle coşan, ilâhî sırları açıklayan, gerçek perdesini sıyırarak bütün insanlığa kutsal yolu gösteren büyük bir önder olarak görürüz. Divan-ı Kebir adlı eseriyse coşkun bir şekilde çağlayan bir sevgi selidir adeta. İlahî sevgiyi dile getirmiştir. Mecalis-i Seba´a´smda dinin bütün inceliklerine sahip bir bilgin, bir İslâm hatibi, Fihi Ma Fih´de ise, tasavvuf yolunun inceliklerini açıklayan, insanı kemâle ulaştıran olgun bir gönül adamıdır. Mektubat adlı eserinde Mevlânâ´yı devletin önünde halkın koruyucusu ve adaletin savunucusu ve yayıcısı olarak görmekteyiz.

Mevlânâ´nın yaşadığı devir yani 13. yy. nazara alınırsa, bu devirde çarpışan fikirlerin ruhlarda meydana getirdiği kararsızlık, süre gelen hiç bitmeyen savaşların verdiği huzursuzluk ve yılgınlık içinde Mevlânâ, bu perişan ve bezgin insanlığa manevî bir dünya, ilâhî bir huzur sunmuş, ruhları sakinleştirmiş ve geniş halk kitlelerini peşinden sürüklemiştir. Onun etkisi Çin´den Hindistan´a, Avrupa´dan Amerika´ya ve Afrika´ya kadar yüzyıllar boyu devam etmiş, inanan ve gerçek huzuru arayanlar, onun sözleriyle ve eserleriyle gerçek mutluluğa ve ilâhî sevgiye

Rumi, sevgi ve ışık kadar sonsuzdur.

Mesneviden Seçme Öyküler, Zafer yayınları

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'ta Paylaş