4.313 Görüntüleme MAKALE 0 Yorum

Aptallık  işte. Kibir, enaniyet, böbürlenmek, görünmek, övgü nefse hoş gelir, tatlı gelir. Kibir nefse cazip gelir çünkü mütevaziliğin ne parıltısı, ne ihtişamı vardır. Mütevazilik, mahviyet toprağı altına girmektir. Nefs ise topraktan hoşlanmaz. Çünkü altta kalmaktan, arkada kalmaktan, sönüklükten hoşlanmaz. 

Aynı ahmaklıktan şeytan da dûçar olmuştu. Kibir müptelası şeytan, Mutlak Varlık'ın Hz. Adem'e secde et emrini reddetmişti çünkü toprağı küçümsemişti. Kibrin saçmalığına bakın ki haddi olmayana, ''Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan (balçıktan) yarattın (Sad; 76)'' deme cüretini vermişti. Halbuki, varlıklar değerini kendi mahiyetlerinden değil, O'nun iradesinden alır. Varlıklara değerini biçecek olan onları Yaratan'dır. Kendine Mutlak Varlık'ın verdiği değere razı olmayan o değerden de mahrum kalır. Şeytan gibi, O'nun sonsuz rahmetinden kovulur. 

Şeytan, toprağı  ve ondan yaratılmış olanı küçümserken; aslında neden insandan daha üstün olamayacağını anlatıyordu. İnsanı küçümserken, kendi kusurunun felaketine uğramıştı. Kendini yerleştirdiği o yüksek makama az gelen aklı, onu öncelikle kendi yaradılışına dair sonra da toprağın yaratılışına dair hayati bir bilgiden mahrum bırakmıştı. Kendi mahvına sebep kendi kusurunu bilmediği gibi toprağın da sembol ettiği meziyetin farkına varmayışıydı. Şeytan, kibri, her şeyden önce toprağın sembolize ettiği mütevaziliği aşağılamıştır. İşte, insan nefsi bu açıdan şeytanı dinler. Toprağı, yani tevazu ve mahviyeti küçümser, sönük görür. Parıltılar peşindedir. 

Oysa arz, âlemin kalbidir. Âlem, arzımızla hayat bulur, canlanır, ruh ve şuur kazanır.  Yeryüzü olmadan, kainat eksiktir. Çünkü insan, zübde-i alemdir, yani alemin özü, hulasası, neticesi, en mühimi olan varlıktır ve insan küre-i arzda yaşar. Küre-i arz insanı büyük bir onurla üzerinde taşır, onu misafir eder, ağırlar. Kainat da, insanı taşıyan küre-i arzı taşır. Âlemlerin yolcuğu küre-i arzın yolculuğuyla birlikte seyreder. Alemlerin gözü hep yerküremiz üzerindedir. Semadaki meleklerin bile yeryüzüyle alakası vardır. Bakışlarını bir an önce yeryüzünden ayırmayan melekler vardır. 

Arz, âlemin kalbiyse, arzın da bir kalbi vardır. O da topraktır. Rahmetin arşı su ise, arzın kalbi olan toprak da hayat ve ihyanın arşıdır. 

Toprak, kendini en çok gizleyen varlıktır. Toprak kadar tevâzu sahibi başka bir varlık yok gibidir. Bu açıdan toprak tevâzuya açılan kapıdır. Aynı zamanda toprak   fenâ kapısıdır. Hem insan hem diğer bütün varlıklar, vakti zamanı gelince toprağın fenâ kapısından toprağın bağrına girerler. Toprağa kavuşmayan bir arzlı yoktur dünya üzerinde. 

Toprak, kesif ve karanlık haliyle kendini gizleyip saklaması onu yok etmez. Aksine bu onu yeryüzündeki varlıkların (insan dışında) en şereflisi yapar. Şeref, O'nun sonsuz isimlerine en güzel, en parlak aynalık yapmaktır. 

Toprak ile ayna birbirine benzer. Hatta toprak aynadan daha fedakardır. Camın bir yüzü kendini feda eder. Sırlanarak görünmezleşir. Bir yüzü kendini sırlanarak feda eden cam, artık bir aynadır. Ayna, kendisini göstermez. Aynada yansıyanları gösterir. Toprak da o kesif ve karanlık haliyle bütün yüzleri sırlanmış bir aynadır. ''Toprak, tecelliyat ve cilvelere en yüksek bir aynadır.'' Toprak, en büyük fedakardır. 

Toprağı anlamak isteyen, Zamanın Bedii'nin sözlerine kulak verebilir. ''Evet, baharda toprağın hadsiz latif çiçeklerle ve nihayet derecede güzel ve cemil hayvanat ile süslenip bezenmesi vaziyetiyle, o Şems-i Ezel'in kemâli rubûbiyetini nida edip ilan ettiği göz ile görünmektedir.''

Yine arzu eden  Zamanın Bedii'ne kulak verir:  ''İstersen, sadece şu ''hercai menekşe'' denen bir tek çiçeğe bak.'' Bence yapmalı bunu. Hercai menekşe olmaz da gül olur, sümbül, papatya, erguvan, lale olur. İlla da bir çiçek almalı  ve o çiçeğe bakarak demeli ki: ''Sâni-i Hakîm, onu renklendirip süslendirmekte nasıl tasarruf ediyor.''

İşte böyle ahmak nefs. Toprağı küçümseme. Parıltıyı, övgüyü, haşmeti yüceltme. Toprak gibi tevazua bürünmezsen,  fani ve geçici olduğunu idrak etmezsen, parıltıların peşine düşersen, sonun ne olur biliyor musun? Betonlaşırsın. Görkemin, tüm havan, o tüm caka satmaların ölümün önünde parçalanır da un ufak olursun. Allah korusun.   

Mustafa Ulusoy

www.mustafaulusoy.com

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'ta Paylaş