23.698 Görüntüleme Asr-ı Saadet Hikayeleri 4 Yorum

- Ya Rabbi! Şu iki kişiden hangisi sana sevgili ise din-i İslam'ı O'nun ile aziz eyle. Ömer bin Hattab veya Amr bin Hişam.

Ertesi gün, Kureyşin büyükleri Harem'de toplandılar.

- İşbu Ebu Talib'in yetimi Muhammed Mustafa (sav) zuhur edip, aba ve ecdadımızın dinini iptal etti. Putlarımız için, fayda ve zarar vermez diye kötüledi. Gayretine dokunmuyor mu ki, ya Ömer, bu denli kudret ve heybetin, izzet ve satvetin var iken, putlara yardım etmeyi, onu öldürmeyi düşünmüyor musun, diye tahrik ettiler.

Hazret-i Ömer'in cahiliyye damarı kalktı. Sonu kötü olan bir gayretle, kılıncını takındı. Resulullah (sav) hazretlerini öldürmeye giderken, Beni Zühreden Nu'aym (ra) hazretlerine rastladı.

- Ya Ömer, nereye gidersin dedi?

- Şu Kureyşin büyüklerine ahmak diyen ve putlarımıza batıl diyen, Muhammedi katl etmeğe gidiyorum, dedi.

Nu'aym (ra) dedi ki,

- Ya Ömer! Hayret edilecek bir işe yeltenirsin. Başa çıkamayacağın sevdaya düşmüşsün. Eğer bu işi başarırsan, Beni Haşim ve Beni Zühre seni sağ koyacaklarını mı sanıyorsun. Yürü var, işine git, deyince,

Ömer (ra) dedi ki,

- Ya Nu'aym! Yoksa sende mi, Muhammedin dinine girdin. Eğer öyle ise, evvela seni katl edeyim.

Nu'aym hazretleri dedi:

- Muhammedin dinine sadece ben mi girdim, sanırsın. Kız kardeşin ve enişten de girmişlerdir.

Ömer, bu haberi işitince, gadabı daha fazla olup, nereden ma'lum onların müslüman oldukları, dedi.

Nu'aym dedi:

- Eğer inanmaz isen, kız kardeşinin evine var. Bir koyunu kendi elin ile boğazla, pişirsinler. Onlar senin boğazladığın koyunu yemezler ise, o zaman bilmiş olasın ki, onlar İslam dinine girmişlerdir.

Hazret-i Ömer (ra) o tehevvür ile gidip, kapılarına vardı. İçeriden kulağına bir ses geldi. Dikkat ile dinledi. Anladı ki, okudukları kelam, hiç insan sözüne benzemez. Meğer o vakit Taha suresi nazil olup; hazret-i Fahr-i kainat aleyhi efdalüttehıyyat, muhacirinden Habbabı 'radıyallahü anh' onlara göndermişti.

Onlara, o surenin ayetlerini ta'lim ediyordu. O vakit, bunlar Hazret-i Ömerin korkusundan, kapıyı bağlamışlardı. Ta'lim ile meşgul iken, Hazret-i Ömer kapı ardından dinledi. Dinledikçe, istidadlı kalblerine, ezeli olan kelamın rahmani nurları gelmeğe başlayıp, şeytani küfr zulmeti mahv olmaya başladı. Sabır etmeye mecali kalmayıp, kapıya eli ile vurdu. Kapı bağlanmış idi. Dikkat kesildikleri gibi, içeride olanlar, korkularından sustular. Habbabı 'radıyallahü anh' gizlediler. Sure-i kerimeyi saklayıp, kapıya baktılar ki, gelen Hazret-i Ömer'dir (ra). Kılıncı yanında, heybetle ve satvetle gelmiş ki, yüzlerine bakmaz. Kız kardeşi,

- Hoş geldiniz diyerek, içeri alıp, oturdular.

Gelmelerinden dolayı, yiyecek tedarik edip, koyun getirdiler. Hazret-i Ömer (ra) kalkıp, kendi boğazladı. Pişirdiler. Hazret-i Ömer, ezeli kelamın te'sirinden mest olmuş, ne konuşmaya mecali ve ne oturmaya sabrı ve kararı var idi. Ne hal ise, taamı pişirip, ortaya getirdiler. Hazret-i Ömer dedi, gelin beraber yiyelim. Her biri bir özür bahane edip, yemediler. Kendileri de birkaç lokma aldılar. Din-i İslama girdiklerini tahkik edip, hayreti de çoğaldı. Taamı [yiyeceği] kaldırdıkdan sonra, sual buyurdular ki;

- Okuduğunuz ne idi?

Onlar okuduklarını inkar ettiler. Korkularından konuşmaya başladılar.

Hazret-i Ömer (ra) buyurdular ki;

- Bilmiş olunuz ki, ben Kureyş arasında kılınç bağlayıp, o da'va ile geldim ki, varıp, Muhammedi katl edeyim. Yolda gelirken, sizin de Muhammedül-eminin dinine girdiğinizi işitdim. Geldim ki, evvela sizi katl edeyim. Sonra Muhammedi katl edeyim. Lakin, kapıya geldim. Kulağıma bir ses geldi. Dinledikçe o kelamın lezzeti bir hal verdi ki, o kötü fikir benden gidip, kalbime şevk ve muhabbet dolup, beni tedirgin eyledi. Elbette inkara mecal vermeyip, getirin okuduğunuzu, dinleyelim, dedi.

Kız kardeşi ve eniştesi, bu sözü işittiklerinde sevindiler. Kalbi İslam tarafına meyl etmiştir diyerek, dediler ki,

- Okuduğumuz, Allahü tealanın ezeli olan kelamıdır. Hak Sübhanehü ve teala, hazret-i Cebrail aleyhisselam vasıtası ile, Resul-i ekrem (sav) hazretlerine inzal eylemişdir [indirmişdir]. İşitmek muradın ise [dinlemek istersen], evvela gusl eyle. Ondan sonra okuyalım, göresin.

Hazret-i ömer (ra) kalkıp, huzur-ı kalb ile, gusl edip, gelip, kıbleye dönüp oturdu. Kız kardeşi kalkıp, ta'zim ve tekrim ile, sure-i şerifi eline alıp, (Bismillahirrahmanirrahim). (Taha ...) diye okumağa başladı. Nazm-ı şerifin fesahat ve belagatinden, kalbi çok yumuşadı. (Ben o Allahım ki, benden başka ibadete müstehak ilah yokdur. O halde yalnız bana ibadet et ve beni hatırlaman için namaz kıl) mealindeki Taha suresinin 14.cüz ayetine gelince, Kur'an-ı Kerim'in nuru kalbine nuraniyyet verip, Kur'anın eseri açığa çıkıp, küfr ve şekavet zulmeti gitmeye başladı. Dedi ki, beni, iki cihanın fahri, Muhammed Mustafa (sav) hazretlerinin huzuruna ulaştırın. O sırada Habbab bin Erat, perde arasından dışarı çıkıp, dedi ki,

- Ya Ömer, müjdeler olsun sana ki, Allahü tealaya, Resulullah (sav) hazretlerinin ettiği duası, senin hakkında kabul oldu. Allahü tealaya hamd olsun.

Sevinerek, önüne düşüp, hazret-i Sultan-ı Enbiyanın olduğu eve götürdü. Bütün Eshab-ı güzin 'rıdvanullahi teala aleyhim ecma'in', Hazret-i Ömerin geldiğini görünce, hazret-i Fahr-i kainata haber verdiler.

- Bırakın gelsin. Başında devlet var ise imana gelir, buyurdu. Hazret-i Ömer (ra) Hazret-i Peygamberin (sav) mubarek nur cemalini müşahede ile müşerref oldu.

Resul-i ekrem hazretleri buyurdular ki,

- Ya Ömer, daha küfr ve şekavetden vazgeçmek yok mu?

Hazret-i ömer, Peygamberin mübarek cemaline nazar edip, kelamını duyup, nazarlarına kavuşunca, hemen kararsız kalmayıp, yüksek dergahlarına yüz sürüp, sonra,

- Ya Resulallah, hiç şek ve şüphe kalmadı. Hak Peygambersin. Bana imanı arz eyle, dedi.

(Eşhedü en la ilahe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulüh) deyip, şecere-i imanı [iman ağacını] temiz kalbine dikdi. Cümle Eshab-ı güzin 'rıdvanullahi teala aleyhim ecma'in' tekbir getirip, sürur-ı kalb ile Hazret-i Ömer ile müsafeha ve muanaka [birbiri ile kucaklaşma, boynuna sarılma] eylediler. Allahü Teala hazretlerine hamd ve sena eylediler. Resulullah (sav) buyurdu;

- Su getirdiler. Hazret-i Ömer (ra) temizlenip, gusl eyledi. Ona Kur'an ta'lim buyurdular. Kalbini iman nuru ile doldurdular. Nemazı ve diğer dini erkanı ta'lim eyledi. Hazret-i Ömer onları gördü ki, mağara gibi gizli bir yerde dururlar.

Dedi ki,

- Ya Resulallah! Bu ne keyfiyetdir ki, bu mağarada ihtifa buyurdunuz.

Se'adet ile buyurdular ki,

- Müşriklerin mü'minlere eza ve cefasından dolayı burada dururuz.

Hazret-i Ömer (ra) dedi ki,

- Onlar puta gündüz taparlar. önünde aşikare yer öperler. Niçin biz, Halıka gizli taparız, ya Resulallah. Buyurun billahi varalım, biz de Harem-i beyt-i şerifde namazı aşikare kılalım. Görelim, bize kim mani' olur.

Fahr-i alem (sav) kalkıp, Sahabe-i güzin 'rıdvanullahi teala aleyhim ecma'in' ile beraber, Hazret-i Ömer önlerinde, elinde yalın kılınç, Beyt-i şerife doğru yürümeğe başladılar. Kureyş müşrikleri önlerinde, Hazret-i Ömeri böyle gördüklerinde, sevinip, dediler ki,

- Meğer Ömer bunların hepsini esir etmişdir, ki getirip karşımızda kırmak ister.

Yanlarına geldiklerinde, gördüler ki, Hazret-i Ömer bunların herbirine güzel muamele edip, bunlar ile karışmış güle-güle söyleşip gelirler. Ebu Cehl la'in bu hali gördü. Müslüman olduğunu anladı.

- Ah! Gördünüz mü? Muhammed Ömeri de, kendi dinine döndürmüş. Ben size demedim mi ki, sihirle Muhammed onu aldatır, kendine uydurur. Siz dediniz ki, böyle olmaz. Eyvah, gelin görelim, şimdi ne yapalım. Ve ona ne söyleyelim. Yakınına geldiler. Hazret-i Ömer (ra) kılıncı kaldırıp dedi;

(Nazm)

Durun ben geliyorum, bize kıyama durun,

Genç, ihtiyar, yaşlı hepsi, efendi köle olsun.

Din-i islamı tebliğ için, Allah gönderdi,

Bize Peygamber olan Muhammedi 'aleyhisselam'.

Açığa çıkardı, güzel İslam dinini,

Putlar yıkıldı, kalmadı hükümleri.

Döndüm Hakka, bunun dinine girdim,

Ey Kureyş! Hepiniz avam ve has böyle bilin!

Kafirler, bu hali görüp, içlerinde telaşlanıp, it gibi çağrıştılar. Ebu Cehl la'in, yüksek sesle dedi ki,

- Görün Muhammedi ki, başladı ululardan azdırmaya. [Kureyşin büyüklerini müslüman yapmaya başladı.] Bu işler bize azdır. Dedim, gelin onlar çoğalmadan, öldürelim, aldırmadınız. Şimdi ejderha oldu.

Kafirler, Hazret-i Ömerden korkup, hiçbir mü'mine el uzatmağa kadir olmadılar. Her birinin dudağı kuruyup, kaldı. Server-i alem (sav) ileri yürüyüp, Hacer-ül esved ile bab-ı Ka'be-i şerif arasında durup, namazı o gün aşikare kıldılar. Gerçi kafirler çok idi. Mü'minler az idi. Namaz bittikden sonra kalkıp, Ka'beyi ta'vaf etdiler. İbni Mes'ud (ra) buyurdular ki, Hazret-i Ömerin (ra) müslüman olması, mü'minlere feth ve nusret ve rahmet oldu.

O müslüman oluncaya kadar din-i İslam aşikare olmadı. Ka'be-i mu'azzamada, müslümanlardan hiç kimse namaz kılmamış idi. Nakl edilmişdir ki, Hazret-i Ömer (ra) imana geldiğinde, Peygamberimiz(sav) hazretleri, mübarek elini Ömerin 'radıyallahü anh' göğsüne koyup, üç kerre buyurdular ki,

- Ya Rab! Bunun sadrında olan gereksiz sıfatı [göğsünde bulunan kötü sıfatı] ve illeti [hastalığı] çıkarıp, onun yerine iman ve hikmeti ver.

Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'ta Paylaş