4.701 Görüntüleme Hayatın İçinden 1 Yorum

Güzel bir pazar gününe uyanıp ailenizle kahvaltı ettiniz, hoşça vakit geçirdiniz. Bu keyfi tüm güne yaymak istiyorsunuz. Eşiniz ve çocuklarınız da evde oturmaktan yana değil. Hazırlanıp sokağa çıkıyorsunuz çıkmasına ama her kafadan bir ses çıkıyor. Evin genç bireyi sinemaya gitmek istiyor, ufaklıklar park diye tutturuyor, hanım ise eksikleri gidermek için alışveriş yapmayı öneriyor. Önceden istişare etmeyip plansız çıktıysanız yola, rotanız belli: En yakın Alışveriş merkezi (AVM). Çünkü herkesin ihtiyacını karşılayabilecek yegâne yer burası. Alışveriş yapabileceğiniz mağazalardan sinemaya, modern oyun alanlarından envai çeşit yemeğin olduğu restoranlara varıncaya kadar her şeyi burada bulmak mümkün. Tabii namaz kılacağınız mekân istisna! Bazı AVM’lerin çalışanlarına ‘Mescit ne tarafta?’ sorusundan önce ‘Burada mescit var mı?’ demek durumunda kalıyorsunuz. Görevli de imkânsız bir şey istiyormuşsunuz gibi yüzünüze bakıyor ve ‘Dışarıda camii var.’ Diyor ya da ‘Otoparkın oralarda olacaktı galiba.’ cevabını veriyor. Konuya bu kadar da karamsar bakmamak gerek belki. Çünkü son yıllarda alışveriş merkezlerindeki mescit duyarlılığı arttı. Ancak yine de yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Zira Tüketiciler Birliği’ne yağan şikayetler de bunu gösteriyor. Birlik Başkanı Nazım Kaya, Türkiye genelinde yaptıkları AVM araştırmasına değiniyor. Elde edilen raporun sonucuna göre her yüz AVM’den yalnızca kırkında mescit bulunuyor. Ama maalesef var olanlar da tüketicilerin zor ulaşacakları otoparklarda ya da izbe yerlerde. Bu durum güvenlik açısından endişeye de meydan veriyor. Kaya’ya göre ‘yaşam merkezi’ şeklinde nitelendirilen bu mekânlar, her türlü sosyal ihtiyaca cevap veriyor. Dolayısıyla tüketicinin ibadet ihtiyacının da gözetilmesi gerekiyor. Hatta bu soruna kamu otoritesinin eli değmesi ve büyük işletmelere ruhsat veren yerel yönetimlerin devreye girmesi önem arz ediyor. Aksi takdirde AVM’ye ibadethane yapılıp yapılmayacağı firmaların inisiyatifinde kalıyor. Zira Türkiye’de ibadethane yapımına izin verme yetkisi de İmar Kanunu’nun geçici ikinci maddesi uyarınca mülkî amirlerde bulunuyor.

Tabii binanın daha inşa planı sırasında mescide yer verilmesi daha pratik bir çözüm. Avrupa Proje Yönetimi Kurulu Başkanı Ediz Giray da projelerde bu önceliği gözetmek gerektiğini vurguluyor. Hatta mescitlerin girişlerinin kadın-erkek için ayrı ayrı yapılması yönünde tavsiyelerde bulunuyor. Çünkü müşterinin hassasiyetini gözetmek AVM’lerdeki ticarî sirkülasyonu da etkiliyor. Namaz kılan insanların bu merkezlere rağbet göstermesini sağlıyor. Ancak bu kâr-zarar hesaplamalarından önce insanların ibadet ihtiyacı için alan temin etmek insan haklarının da bir gereği. Büyük çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede ‘içeride mescit yok, dışarıda camii var’ cümlesi duymak da incitici. İstanbul Müftü Yardımcısı Kadriye Erdemli de konuya bu açıdan yaklaşıyor ve insanların uğrak yeri olan bu mekânlarda böylesi bir uygulamanın, İslâmî açıdan büyük eksiklik olduğuna değiniyor. Erdemli’ye göre alışveriş merkezleri insanları alışverişe, yemeye, içmeye davet ediyor. Ancak insanların ibadet ihtiyaçlarını görmezden geliyor. Bazı zamanlarda namazın vakti daralıyor. Alışveriş merkezlerine girip çıkmak zaman alıyor. Bu da ‘Nasılsa mescit yok, işim de daha bitmedi.’ diye iradesiz davranıp ihmal etmeye de yol açabiliyor.

MESCİT-DUA ODASI-İBADETHANE

İyi kötü abdest alacak bir yer ve mescit bulduğunuz sırada gördüğünüz tabela da bir an sizi düşünmeye sevk ediyor. Çünkü orada ‘mescit’ değil ‘dua odası’ yazıyor. İçeri girdiğinizdeyse bildiğin mescitlerden herhangi bir farkı yok. Girişte abdest alacak yer de var, içeride seccade, tesbih ve Kur’an-ı Kerim de. Peki bu ‘Dua Odası’ ifadesi nereden geliyor? İngilizce namaz için de kullanılan ‘pray’ kelimesinin Türkçedeki karşılığı ‘dua’. Mescit yerine ‘dua odası’ denilmesi de ‘prayer room’un tercümesinden kaynaklanıyor. Bu kelimenin kullanımının doğruluğu-yanlışlığı tartışılır. Ancak dil bilimine göre kelimelerin kökeni değil, yüklendiği görev önemli.

İstanbul Müftü Yardımcısı Kadriye Erdemli de ‘dua odası’ ibaresi ‘mescit’ kelimesinin anlamını daralttığına işaret ediyor. Zira pray kelimesi, tam anlamıyla salahı da karşılamıyor. Erdemli, ‘secde edilen yer’ anlamına gelen mescit kelimesinin herhangi bir alternatife ihtiyaç olmadığını vurguluyor. Eğer olacaksa da ‘Namaz Odası’ ifadesinin ‘Dua Odası’ tabirinden çok daha iyi olacağını düşünüyor. Zaten İslâmda dua etmek için özel bir yere ihtiyaç bulunmuyor. Namaz kılmak için temiz bir yere sahip olmak yeterli. Bu ifadeyi kullanmak da bizim tarlamızda yetişen pamuktan giysi imal edip yabancı marka etiket yapıştırmaya benziyor.

İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Arş. Gör. Sıddıka Âşık da bu ifadenin yabancılara bile yabancı geldiğine değiniyor. Çünkü yurtdışında namaz kılacak yer bulma güçlüğü çeken, yol kenarında ya da giyinme kabinlerinde namaz kılmak zorunda kalanlar bilirler ki yurtdışındaki AVM’lerde ibadethane yok. Dolayısıyla dua odası şeklindeki tercüme Batı’ya da örnek olabilir. AVM’de bir ‘mescit’, ‘dua odası’, ‘mabed’ ya da ‘ibadethane’ olması ilgilerini çeker. Hatta “ibadethane” ifadesi, diğer dinlere saygı ve diyalog açısından da daha kapsayıcı bir alternatif olabilir.

Hemra KÖSE (Yeni Bahar Dergisi)

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'ta Paylaş